Ah be İlahiyatlı’m -2-

Ah be İlahiyatlı’m…

Ne kadar kolay değil mi kendini her şeyden soyutlayıp taşın altına elini koymamak. Müzik denildiğinde Haram, resim denildiğinde Caiz değil, felsefe denildiğinde İmanım sarsılıyor deyip işin içinden sıyrılmak. İslam ve sanat kelimelerini yan yana getirenleri türlü sıfatlarla itham etmek…

Şimdilerde imrenilen Avrupa Orta çağda pislik içindeyken İslam âleminin refah içerisinde olması tesadüf mü? Okuyarak, üreterek, değerlendirerek altın çağın yaşandığını görmek bu kadar mı zor? Farabi, İbni Sina Ali kuşçu, Biruni, Gazzali, Mimar Sinan ve daha niceleri eserlerini aman başım ağrımasın diyerek mi vermiş yoksa İslam’ın ruhunu iyi anlayarak mı?

İslam, bunaltan, nefret ettiren, tahakküm eden, katı kuralları olan bir din değildir. Bütün hayatı kuşatıcı ve düzenleyicidir. İnsanın yaratılış çizgisinden sapmasını ve gelişimini engelleyici yasaklar koyar. Örneğin Efendimizin resim ve heykeli yasaklaması… Zamanın şartlarını değerlendirdiğimizde pagan kültüründen henüz sıyrılmakta olan bir topluma resmi yasaklamak kadar doğal bir şey olabilir mi? Tahavi konumuzla ilgili olarak şunları söyler: “Peygamberimiz (s.a.v)’in İslamiyet’in ilk yıllarında her türlü put, sûret ve resimleri menetmesinin sebebi; putperestlik üzerinden uzun bir süre geçmemiş olmasıdır. Put ve benzeri şeylere bir daha dönülüp ibadet edilmesin diye put ve ona yol açan her sûret ve resim yasaklanmıştı. Sonra İslamiyet yayılıp, esasları iyice yerleşip anlaşıldıktan sonra putlar ve benzeri şeyler hakkındaki yasak devam etti; ama bez ve kâğıt ya da benzeri şeyler üzerine yapılan resimlere dokunulmadı, bir bakıma serbest bırakıldı. Çünkü artık bu gibi resimlere saygı gösterenler olmazdı.

Yine mesela İslâmiyet’in ilk yıllarında Peygamber Efendimiz kabir ziyaretini yasaklamıştı. Bunun önemli bir sebebi vardı. Zira o devirde bazı Câhiliye âdetleri hâlâ yaşamaktaydı. Araplar büyük ve kalabalık bir kabile olduklarını birbirlerine ispat etmek için mezardaki ölülerin sayısıyla övünürlerdi. Ölülerin kahramanlıklarını anarlar, göğüslerini yırtarak ve bağırıp çağırarak onlar için ağlarlardı. Peygamberimiz bu âdetlerin çirkin ve manasız olduğunu benimsetene kadar kabir ziyaretini yasakladı. Kadınlar eski âdetleri devam ettirmeye daha arzulu oldukları için, onların kabirleri ziyaret etmesini özellikle yasakladı. Ölülere nasıl davranılması gerektiği konusunda İslâmiyet’in getirdiği emirler iyice benimsenip gönüllere yerleşince, bu yasak da kalktı.

 

Musiki konusunda ise müziği doğrudan yasaklayıcı bir ayet göremiyoruz. İslamoğlu  Hoca bu konuda “Müzik konusunda Kur’an’da bir yasak yer almaz. Hatta iki âyette cennetliklerin musiki ile karşılanacakları haber verilir. Bunu bazı hadisler de teyit eder. Sünnette efendimizin omuzu üzerinden Hz. Aişe’nin Yemenli gösteri gurubunu seyrettiği rivayeti meşhurdur. Hadislerde musiki dinlemeyi ve çalgı aletlerini yasaklayan hadisler vardır. Fakat en meşhur ikisi, açıkça yasaklanan müziğin “putperestçe şeyler” ve içki gibi haramlar eşliğinde icra edilenler olduğunu açıkça söyler. Bu yüzden sahabe arasında dahi müzik konusunda iki tavır oluşmuştur. Sahabeden bazıları müzik dinlemişler, kendileri söylemişler ve bunda bir beis görmemişlerdir. Bazıları da yasak kabul etmiştir. Ulema ve fakihler de bu iki tavra paralel bir duruş sergilemiştir. İbn Hazm el-Ğınau’l-Mulhi (Eğlence Müziği) adlı risalesinde bu konuda tüm hadisleri tek tek ele alır ve sonuçta müziği yasaklayan bir tek sahih haber olmadığı neticesine varır. Bu meseleyi Neylü’l-Evtar’da ele almış ve enli boylu tartışmış ve İbn Hazm’ın tam tersi bir sonuca varmıştır.

Sözün özü, bütün bu veriler ışığında içinde küfür, haram ve şehveti azdıran unsurlar yer almayan ve harama alet edilmeyen ne müzik, ne enstüman ve ne de musikiye dair bir başka unsur yasak değildir. Zira Allah sesin de Rabb’idir.” Diyor. Genel kabul de bu yöndedir. Yani mani durumlar vardır fakat bu açıkça her halükarda haramlığını göstermez.

Benim derdim size burada din öğretmek değil. Sadece İslam’ın ruhunun farklı olduğunu dilim döndüğünce, aklım erdiğince anlatmak. Yoksa nasıl ortaya çıkardı bu kadar güzel bir medeniyet? Hala hayranlıkla baktığımız mimari, süsleme sanatları, minyatür? Yoksa onlar mı doğru anlamadı hiçbir şeyi. Ama en azından bir şey ürettiler diyelim. Biz napıyoruz tekfir etmek ve eleştirmekten başka? Kendimize dönüp bi bakmamız, bu ümmet için ne yapabilirim sorusuna cevap aramamız gerekiyor zannımca. Yoksa yabancıların kültürlerini taklit etmek zorunda kalacağımız aşikar değil mi? her gün haberlerde gördüğümüz olumsuzluklar, tv lerdeki programlar, gençlikteki bozuk durum, dildeki yozlaşma bizim bir şeyler yapmamamızdan değil mi?

Ah be İlahiyatlı’m…

Üzerimizde büyük sorumluluk var. Biz yapmazsak başkaları yapıyor ve bizi esir ediyor. Bu durumu anlamıyoruz bile. Elimizi taşın altına koymaya, okumaya, düşünmeye, sormaya, üretmeye başlamalıyız artık. İnsanların bize ihtiyacı var. İnsanların dine, dini formdaki yarışmalara, musikiye, resme, felsefeye ihtiyacı var. İnsanlar bize hasret. Bu ümmet bize hasret…

 

Farkında olmamız dileğiyle…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir