Bizden Bir Şey Olmaz!

“O kullar ki, sözün tamamını dinlerler ve en güzeline uyarlar: İşte Allah’ın kendilerine doğru yolu gösterdiği kimseler bunlardır; ve işte onlar, akletme yetilerini kamil manada kullananlardır.”

Zümer Suresi 18. Ayet.

-I-

Kulakları çınlasın Mustafa hocamın. “Aşık mısın?” diye sormuştu bi dersinin başında arkadaşıma. “Hayır” cevabını alınca da sitemkar bir şekilde “Senden hiçbir şey olmaz!” diyivermişti. Tabi o zaman anlamamıştık, gülüşmüştük. Bizim semtin çocuklarının jeton biraz köşeli, geç düşüyor. Ama elhamdülillah düşüyor.

Hani her okulda efsaneler vardır ya Mustafa hocam da öyle bir adamdı. “Şu adam var ya 200 öğrencinin 199 tanesini bıraktı!, birini de sınırda geçirdi!” dedirtenlerden değil, “Sizin gözleriniz benim en büyük sermayem” diyenlerdendi. Ve şunu da derdi: Benim dediklerimi dinleyin, aklınıza yatanı alın yatmayanı da heybenize atın! Hani jeton köşeli dedim ya, bunu da geç anladık haliyle. Ellerinden öperim…

-II-

Hepimizin iddiaları var. Dine, spora, siyasete, sosyolojiye, psikososyolojiye, sosyopsikolojiye psikolojiye, antropolojiye, filolojiye, TIP’a, heykelciliğe, tarıma, kitaplara, cep telefonları ve arabalara, en iyi oturma grubu ve en dayanıklı beyaz eşya markalarına, en iyi köşe yazar ve çizerlerine, hasılı evrende bulunan her şeye. Olabilir mi? Evet. Peki bu iddialar iddia olmadan çıkıp birer kırmızı çizgi, kült, kutsala dönüşünce? Evet eyvah! dediğinizi duyar gibiyim. Örneğin benim için dünyanın en güzel renkleri bordo-mavi, en iyi takımı Trabzonspor’dur. Bu benim için böyledir. Buraya kadar sorun yok. Peki bu senin için, onun için, bunun için de böyle olacak dediğimde ne olur? Olacak! seçme şansın, ama deme şansın yok. Sonuç? İkimizden birisi fikir olarak ölü. Madden var manen ölü. Her konuda aynı düşünürsek iki, üç, beş ayrı kişi değiliz demektir de diyebiliriz. Basit önerme, basit sonuç.

Şunu demek istemiyorum kesinlikle “doğrularınız olmasın!”. Olsun, olmalı. Kırmızı çizgileriniz olmalı. Ama fulü alanı da kırmızıya boyamayalım. Demek istediğim tam olarak bu. Fulü alanı kendi doğrularımızla doldurunca dünyanın en güzel renkleri bordo-mavi olur. Olmamalı…

Hızlıca konuya giriyorum o zaman bu kadar giriş yeter.

Dinde bazı meseleler yoruma açık bırakılmıştır. Kur’an-ı Kerim ve Sahih Sünnette net bir hüküm konulmayan meseleler vardır. Peygamberimizden sonra bu meseleler hakkında birçok alim kendi anlam dünyasında oluşturduğu yorumlar ile meseleleri aydınlatmaya çalışmışlardır. Ben inanıyorum ki hiçbirisinin yorum yaptığı konularda fanatikliği yoktur. Hatta şöyle bir örnek vermek gerekirse Hazreti Ömer (r.a.), kadına verilen mehrin maksimum miktarını tayin etmek için bir hutbesinde, “Kadınlara mehir verirken aşırıya gitmeyin” der. Bunun üzerine, cemaatten, onu dinlemekte olan bir kadın şöyle itiraz eder: ‘Ey Ömer, der, senin buna hakkın yok. Zira âyet-i kerimede Cenâb-ı Hakk, ‘Birisine yüklerle (mehir) vermiş olsanız bile, onun içinden bir şey almayın’ (S. Nisa, 20) buyurmuştur. Hz. Ömer (r.a.) da “Ömer yanlış yaptı, kadın doğru söyledi” der ve kadını haklı bulur ve kararından vazgeçer. Ama o ayet! diyenler olacaktır. Konuyu fazla dağıtmamak adına onlara Hz. Ömer’in sosyal ve dini hayattaki düzenlemelerine göz atmaya yönlendireceğim. (müellefe-i Kulüb’e verilen zekatın kaldırılması, Peygamber ailesinin Ganimet hakkı, Teravih namazı,  vs)

Peki şimdi bir Hz. Ömer’in davranışına bir de koca koca iddiaları olan bizlerin davranışına bakalım. Hem de Celali ile tanınan Hz. Ömer. Utandım… Yorumları değişmez ve değişemez olarak anlam dünyamıza yazan bizler muhatabımıza nasıl davranıyoruz? Sözün hepsini dinleyip en güzeline uyuyor muyuz yoksa yarısını dinleyip Kafir, Zındık, Rafızi, Sapık mı diyoruz? Hadi heybemiz yok atmaya Allah korkumuz da mı yok? Var mı? Neden yokmuş gibi davranıyoruz?

-Aşık mısın?

+Hayır mı?

-Bizden bir şey olmaz!

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir