SerdarBlog

Kendi Halinde Bir Blog

Deneme

Dişi’den Kadın’a…

Öncelikle neden böyle bir başlık koyduk bunu biraz açalım. Bildiğimiz gibi tüm varlıklar bir erkek ve bir dişiden yaratılmıştır. Dişideki yumurta oluşturma veya yavru doğurma özelliği neslin devamını sağlamıştır. Bu tüm varlıklarda böyledir. Fakat insanın “insan” olması sebebiyle bir takım artı sıfatları olmak zorundadır. Hz. Adem, Adem sıfatına nail olmak için nasıl ruh üflenmişse dişinin de kadın sıfatını alabilmesi için bir takım özelliklerle dolu olması lazımdır. Yani kısaca dişilik cinsiyet, kadınlık meziyettir. Ya da buna erkeklik tarafından bakarsak erkeklik bir cinsiyet, adamlık bir meziyettir…
   Gelgelelim İslam’ın dişiye kadın sıfatı vermesine.
1400 yıl önce doğan İslam güneşi her türlü adaletsizliğe, haksızlığa, zulme, ahlaksızlığa karşı durmuş, hayatın her alanına dair düzenlemeler yapmıştır. Bu düzenlemelerden o güne kadar toplumda gerektiği değeri göremeyen kadın da tabi ki nasibini almıştır. Diri diri toprağa gömülen kızlar, takas edilen kadınlar İslam ile birlikte değerini bulmuştur. İslamiyetten Önce kadınların durumu ile ilgili  Prof. Dr. Hayrettin KARAMAN’ın anlatısı;
KADINLARIN DURUMU 

İslâm’dan önce Araplarda kadın mirastan mahrum idi. Kendisi bir nevi mal sayılıp nikâh, normal satım akdi gibi yapılırdı. Geçici bir zaman için evlenmek âdeti vardı. Birden fazla kocaya ve “lavira” muamelesine bile rastlanmaktaydı. 
Şöyle ki câhiliyye devrinde kadınlar hakkında çeşitli muâmeleler yapılırdı: 
a) Kadın için nişan (hıtbe) yapılır; söz kesildikten sonra nikâh kıyılırdı. 
b) Kadının yanına devamlı olarak birisi gelir gider, çocuk olur, kadın “bu çocuk filandan” der ve ona nikâhlanırdı. 
c) Kadın bir çok erkekle münasebette bulunur, çocuk olunca hangisinden olduğunu söylerse ona nikâhlanırdı. Böyle kadına “mukasseme” denirdi.15 
Bundan başka Araplarda şu âdetler de vardı: 
a) Kadın hayızdan temizlenince kocası, “filân asil kişiye git, onunla yat” der ve ondan hamile kalıncaya kadar kocası onunla yatmazdı (nikâh-ı istibda’). 
b) İki kişi karılarıyla değişik olarak yatarlardı (nikâh-ı bedel). 
c) Bir bedel karşılığında bir kadını bir gün bir hafta gibi muayyen bir zaman için almak (nikâh-ı müt’a) âdeti vardı. 
d) Gizli dost tutmak; böyle kadınlara “müttehizâtu’l-ahdân” denirdi. Bunun mukabili açıkça zinâ eden kadınlardı (zevânî, müsâfihât). Câhiliyye devri arapları gizli zinâyı normal görür, fakat açık zinâyı çirkin sayarlardı. 
e) On kişiden az bir grubun anlaşarak bir kadından istifade etmeleri. Kadın çocuk doğurunca bunları çağırır, “yaptığınız işi bilirsiniz” der ve hangisini severse “çocuk senindir” diyerek onu çocuğu kabule mecbur ederdi. 
f) Bazı fâhişeler, kapılarının üstüne bir bayrak asar ve isteyen bunlarla zinâ ederdi. Çocuk doğunca bir kaif (fizyonomi ve iz bilgini) çağırılır, çocuğun babasını o tayin ederdi. Şu da var ki bu fahişe kadınlar hep câriyelerdi, hür kadınlar zinâ etmezdi. 
g) Arapların “lavira”ya benzer bir işleri daha vardı. Babalarının bıraktığı kadınları yani üvey annelerini alırlardı. Birisi karısını boşar veya vefat ederse büyük oğlu, isterse elbisesini üvey annesinin üzerine atardı; istemezse kardeşlerinden biri, yeni bir mehir ile onu alırdı. Bu harekette bulunanlara “dıyzen” denirdi. Nisâ sûresinin 21. âyetinde “babalarınızın nikâhladığı kadınlarla evlenmeyiniz…” buyurulması -daha önce- bu muâmelenin var olduğunu gösterir. 

İslâm dini kadının durumunu yüceltmiştir. 
Nikâh artık alış-veriş şeklinde olmayıp, namzetler veya vekîl yahut veliler arasında akdolunur. Böylece kadın ergenlik çağında ise akde dahil olup açıkça veya üstü kapalı bir şeklide rızasının alınması lâzımdır. 
Erkek tarafından kadına “mehir” ismiyle bir bedel verilmek gerekir. 
Evlilik devam ettiği müddetçe kadın şahsî mallarını istediği gibi kullanır, tasarruf eder ve bunda kocasının iznine bağlı değildir. Geçimi (nafakası) kocasına ait olup evinin masrafına kendi malıyla katılmaz. 
Kadın boşandığı veya ayrıldığı takdirde “iddet” müddeti denilen belli zamanlar içinde geçimi kocası tarafından temin edilir.16
Kocası vefat ederse terikesinin (bıraktığı malın) bir kısmını vâris sıfatıyle alır. 
Akraba ve hısımlar arasında malûm olan derecelere kadar evlenme yasağı vardır. Bir kadının sütünü emmekten doğan akrabalık da nikâha mani sayılmıştır. 
Nikâhta prensip tek kadındır. Zarurete dayanılarak -dörde kadar- birden fazla olması câiz görülmüştür.17 
Boşamak aslında haramdır. Fakat ihtiyaç ve zarûrete binaen meşrû ve mübah (serbest) kılınmıştır. (Kitabu’n-Nikâh, s. 142). 
Kaide olarak nikâh ebedi olmak üzere kıyılır. Uzun, kısa bir vakte bağlı -geçici- nikâh câiz değildir. Gerçi İslâm’ın ilk devrinde geçici nikâha (müt’a nikâhına) izin verilmişse de sonradan bir hadis-i şerif ile yasaklanmıştır (Kitabu’n-Nikah, s. 43). Her ne kadar Şiîler arasında geçici evlilik varsa da onlar ehl-i sünnet mezheplerinin dışında bulundukları için, yaptıkları muâmele İslâm nâmına kaydedilemez.* 
Küçüklerin vasîlerine, kayıplara, bulunmuş çocuklara hatta erkeklik ve dişiliği belli olmayanlara dair hükümler vardır. 
Yukarıda kaynakları ile belirtilen yazıda görüldüğü gibi kadınların islamiyetten önce “kadın” sıfatına layık görülmedikleri açıktır. Bir nesne durumundan islam ile birlikte bir özne durumuna geçişi söz konusudur. Miras bırakılmaktan, alınıp satılmaktan kurtulup mirastan pay alan , alışveriş yapan durumuna dönüştürülmüştür. İslamiyet kadını sadece doğurganlık ve zevk nesnesi olmaktan çıkartmış, dişilikten kadınlığa geçirmiştir. Örnek vermek gerekirse İslamiyetten önce hiçbir toplumda kadına mirastan pay verme adetine rastlamak mümkün değil. İlk defa islam ile birlikte kadına mirastan pay verilmiştir.(Nisa Suresi 11-12. Ayet)
Yine bir örnekte; Hz. Ömer radıyallahu anh anlatıyor:
 “Biz Kureyşliler kadınlarımıza hâkim bir topluluk idik. Medine’ye gelince orada kadınların erkeklerine egemen olduğu bir toplum yapısı bulduk, bizim kadınlarımız da onlarınkilerinden bunu öğrenmeye koyuldular… Bir gün eşime kızdım. Baktım bana karşılık verip itiraz ediyor, ben buna tepki gösterince eşim: ‘Sana karşı çıkmamı niçin yadırgıyorsun? Vallahi Hz. Peygamberin eşleri de ona itiraz ediyorlar. Hatta bazıları sabahtan akşama kadar ona küs bile oluyorlar” dedi.
Derhal durumu, gidip kızım Hafsa’ya(8) sordum, o da bunu doğruladı… Hz. Ömer konuyu bir de Ümmü Seleme’ye (9)sormuş; o da “Ömer, sana şaşıyorum! Her şeye karışıyorsun. Şimdi de Rasulullah ile eşlerinin arasına mı giriyorsun?”diyerek ona sitemde bulunmuştur.(10)
Peki ya son rivayete göre hak ettiği değeri alan kadın hak ettiği değerde kalabilmiş midir? Asıl soru ve sorun bundan sonra başlıyor sanırım. Bazı istatistik veriler ışığında buna cevap vermeye çalışalım…
 
Türkiye’de Kadına Şiddet
“Yapılan araştırma sonuçlarına göre, erkekler 2013’te 214 kadını öldürdü.167 kadına tecavüz etti, 241 kadına şiddet uyguladı ve 161 kadına tacizde bulundu.
“Cinayetlerin bölgelerimize göre dağılımına baktığımızda ise, Marmara bölgesinin birinci, Ege ve Akdeniz bölgelerinin ise 2. ve 3. sırada yer aldıkları görülüyor. Yani en gelişmiş, eğitim oranının en yüksek olduğu bölgeler aynı zamanda, en çok kadın öldürülen bölgeler.
2009:105
2010:165
2011:121
2012:135
2013: 214  kadın öldürüldü.
2014…
En çok cinayet işlenen beş il arasında İstanbul, İzmir, Diyarbakır Antalya ve Gaziantep yer alırken, en çok cinayet işlenme gerekçesi boşanma ve ayrılık olarak saptanmış, kadınlar da en çok kocaları, eski kocaları, erkek arkadaşları ve eski erkek arkadaşları tarafından öldürülmüştür. (10)”
 
Dünya’da Kadına Şiddet

1. Dünya üzerinde yaşayan kadınların yarısı eşlerinden şiddet görüyor.

2. Çin’de, yılda 1 milyon kız çocuğu doğar doğmaz öldürülüyor. Dünyada bu yolla kaybedilen kadın sayısı 40-50 milyonu buluyor.

3. Uluslararası Göç Örgütü, her yıl 2 milyon kadının sınır ötesi kadın ticaretinde kullanıldığından bahsediyor.

4. ABD’de, her 6 dakikada bir kadına tecavüz ediliyor.

5. İngiltere’de, her 7 kadından biri birlikte olduğu erkek tarafından tecavüze uğruyor.

6. Fransa’da, her ay 6 kadın aile içi şiddet nedeniyle hayatını kaybediyor.

Kaynak:http://www.listevari.com/25-kasim-kadina-siddete-hayir-dunyadan-istatistikler.html
Çözüm mü??
Kadınlar size Allah’ın emanetidir.

Hz Muhammed (s.a.v)


Ve son olarak…
Bu yazıyı bugün yazmamıza vesile olan Özge Can Aslan kardeşimizin ruhuna fatiha…

LEAVE A RESPONSE

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir