Herkesin Hayatına Kimse Karışamaz!

ya da bir diğer ifadeyle insan özgürdür. Bu cümle koşullu bir cümlecik olarak tamamlanır genelde; İnsan özgürdür FAKAT bir başkasının özgürlük alanına müdahale etmediği takdirde. Maalesef bu durum bizim toplumumuzda böyle değil. Bektaşi fıkrası gibi ilk ibareyi ağzımıza pelesenk edip ikinci ibareye gelince hafız değilim ya! Diyecek kadar.

Dilimize, dinimize, giyimimize, fikrimize, zikrimize karışır oldular. Ve bundan çoğu zaman haberdar dahi değiliz. Şimdilerde pek modern bir kullanımı söz konusu; Subliminal Mesaj.

Gazetelerde, dergilerde, televizyonda, internette, telefonda her gün beynimiz kodlarımıza aykırı görüntülere maruz kalıyor. İlk başlarda bunu yadırgayan bizler gün geçtikçe bunu yadırgamıyor hatta normal bir şeymiş gibi görmezden geliyoruz.

Reklamlarda erkek ve kadınların bir metaa haline sokulması artık normal bizim için. Spor gazetelerinin porno dergisi gibi olması, televizyon programlarının Avrupai edası hepsi alışıldık şeyler.

Örneğin bundan 20 yıl evvel birisi çıkıp televizyonda bir program başlayacak, kadınlar ve erkekler iç çamaşırlarıyla yarışacak dese istemsiz de olsa bi reaksiyon gösterilirdi. Ama bunu yavaş yavaş başardılar. İnsanların bilinçaltlarına modernliğin çıplaklık, lakaytlık, kendini bilmemezlik olduğunu kazıdılar.

Hatta ailecek kilitlediler bizi bu dergilere, gazetelere, programlara. Yemek masalarına Turabi’nin bikinili dansı, Saba Tümer in kahkahası meze oldu. İlkinde belki bir iki aile bireyi tepkiyle karşıladı fakat sonra onlar da alıştılar.

Daha 3-5 sene öncesine kadar dizilerde tesettürü bir proletarya giysisi olarak tanımlıyorlardı. Ev hanımlarına, temizlikçilere, kapıcılara başörtüsü taktırıyorlar ve bunları iş giysisi olarak sunuyorlardı.  Mini etek ve çıplaklığı ise modern insanın iş giysisi olarak.

Ne diyorduk? Heh herkesin hayatına kimse karışamaz değil mi?

 

Tabi ki karışamaz…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir