Sınanıyoruz…

Çarşamba günü akşam saat 8 civarlarında Facebook’umun mesaj bölümüne “serdar hoca bu konu ile ilgili tespitler bekliyorum senden” diye bir mesaj geldi. Mesajı yazan mesai arkadaşımdı. 14 yaşında bir kızın erkek arkadaşıyla yaşadığı nahoş bir durumun okula yayılması, kızın okul değiştirmesi, kendini savunması, dilekleri temennileri, anne babasının kendisine sahip çıkmasını anlatan bir Facebook durumuydu. Hoş olmayacak ve bu sayfaya yakışmayacak bir yorum olduğundan yayınlamıyorum. Umarım durumu anlatabilmişimdir…

 Okuduktan sonra nedense hiçbir şaşkınlık yaşamadım. Galiba artık bu olaylar normal gelmeye başlamıştı. Şimdi düşünüyorum da ne kötü… Ne için bir tespit yapacağımı anlamamıştım. Arkadaşım hocam tespit bekliyorum diyordu ısrarla. Ben hala durumu anlamamıştım tabi. En sonunda yapıştırdım “imansızlık”. Fakat konu o kadar basit değil gibi görünüyordu. Arkadaşım kızın yazdığı savunma yazısının içerisinde bi şeyin dikkatimi çekip çekmediğini sordu. Çekmedi, dedim. Baktım arkadaşım durumu dallandırıp budaklandıracak. Hocam yüz yüze konuşalım deyip konuşmaya bi son verdim.

Sonraki gün okulda rastlaştık tabi. Ben bu konuda bir çıkarım yapmam için neden bu kadar ısrarcı olduğunu sordum. Hocam bir şey dikkatini çekmedi mi? dedi. Ben hala hayır diyordum. Meğerse yazının içerisinde geçen bazı cümleler bazı dizilerin replikleriymiş. Bunu öğrendiğimde epey şaşırdım tabi. Mesela “benim için s*ks özel bir şey, özel birisiyle olmasını isterim” Amerikan pastası denen filmde geçen bir replikmiş. Buna benzer birkaç diziden replik alıp olduğu gibi yapıştırdığını söyledi arkadaşım. Hemen aklıma şu (saçma) soru geldi. Hayatının bi anında bu replikleri kullanmak için bunları yaşamış olabilir mi???

Ergenlik dönemi hayatının geri kalanını bi nevi inşa ettiğin bir dönem. Bu dönem kişilerden, dizilerden, olaylardan veya filmlerden örnek alarak hayatına tatbik etmenin en sık olduğu dönem. Yarı şuursuzluk dönemi de denebilir bence, bir sakıncası yok gibi. Hal böyle olunca maalesef bu tarz durumlarla karşılaşılabiliyor. Fakat ben hiç bir şey bilmezken yaptığım “imansızlık” yorumunun bu kadar isabet olacağını düşünmemiştim.

İbadetlerden sorumlu olmanın ilk şartı akıllı olmak ikinci şartı buluğa ermek.  Yani neden ibadet yaptığının farkına varmak, yaptığın ibadetin günlük yaşamına etkili olmasını sağlamak için aranan iki şart. İmanın şartlarını bilmek ve onlara teslim olmak ancak akıl ile olur. Delinin dini o yüzden yoktur. Yaptığının farkında değildir o. Bizi her zaman gözetleyen, şah damarımızdan bile yakın olan Yaratıcının farkında olmak, yani bir bilinç taşımak bizi birçok şeyden alıkoymaz mı? Yaptıklarımızın yazıldığını ve bunlardan bir gün hesaba çekileceğini kavramak kendimize çeki düzen vermemizi sağlamaz mı?  Bunun cevabını kendiniz verebilirsiniz.

Yıkanıyoruz… Kur’an ayetleriyle değil dizi replikleriyle.

Ve “toplum olarak” sınanıyoruz… Reyting için yapmayacağı şarlatanlık kalmayanlarla.

Unutuyoruz… Görevin sadece hocalara, imamlara ve din kültürü öğretmenlerine düşmediğini.

Çözümün birçok kez tv izletmemek, filmlerden uzak tutmak olduğunu düşünüyoruz, yanlış.

Çözüm doğru programlar, doğru diziler, doğru filmler izletmek.

Çözüm çocuğum benden bağımsız olursa ne yapar düşüncesi değil, Allah’tan bağımsız olursa ne olur düşüncesi olmalı.

Allah sonumuzu hayr etsin.

Unutmadan;

İslam’ı öyle yaşa ki akıllar dursun. Sen ona buna değil Allah’a kulsun.

                                                                                                      Mehmet Âkif Ersoy

Ve son olarak;

 

Onlar ki, dinlerini bir eğlence ve oyun yerine koydular ve dünya hayatı kendilerini aldattı. Onlar, bugüne kavuşacaklarını nasıl unuttular ve âyetlerimizi nasıl inkâr ettilerse, biz de bugün onları öyle unuturuz.
                                                                                                      Araf suresi 51.ayet

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir