Bu Tarz Benim Değil!

Evet ne baktın? Değil. Hatta senin de değil. Daha doğrusu o tarza sahip olan kimseyi ne gören var ne duyan. O zaman bu tarz kimin?

   Yahu gerçekten merak etmişimdir. Gerçekten bu tarz insanlar var mı? Gerçek mi? Ne ile beslenirler? Gerçi geçenlerde bi meslektaşım bunların etiler, bebek civarında göründüklerine dair bir rivayet duyduğunu fakat pek sağlıklı ağızlardan olmadığını söyledi… Ama o kırmızı elbise çok yakışmıştı İvana’ya dimiiii? Her neyse konumuz bu değil.

   Erozyon; toprağın aşınmasını önleyen bitki örtüsünün yok edilmesi sonucu koruyucu örtülerden yoksun kalan toprağın su ve rüzgârın etkisiyle aşınması ve taşınması olayıdır.(Türk Dil Kurumu) Yani erozyon yıpranma ve aşınmadır. Bunu şimdi buraya niye yazdık? Boşuna yazmadık herhalde bir tamlama yapacağız. Kültür erozyonu… Nasıl ki doğada olan olaylar toprağın aşınmasını, yıpranmasını sağlıyorsa kültürde olan aşınmalar da kültürün yıpranmasına ve aşınmasına sebep oluyor. Hemen kültürün tanımını yapalım bekletmeyelim sizi. Kültür; bir toplumun tarihsel süreç içinde ürettiği ve kuşaktan kuşağa aktardığı maddi ve manevi özelliklerin bütünü olarak ifade edilir. Yani maddi olarak giysisi-tası-tarağı kısaca her türlü araç ve gereci, manevi olarak ise inancı, gelenek ve görenekleri, düşünceleri; birikimi…

Neden böyle oluyor acaba???

   Artık Dünya’da farklı kültürlerle etkileşim çok kolay. Bu etkileşim internet, televizyon gibi araçlarla görsel boyutlarda. Kültürlerdeki farklılıkları kendi bünyemize kabul etme gibi bir hevesimiz de ortaya çıkınca tadından yenmiyor. Değer yargılarımızın değişmesi zaten an meselesi. Hiçbir kural tanımayan özgürlükçü Dünya artık her yere girebilmiş durumda. Dilimize, kültürümüze, düşüncelerimize hatta dinimize bile hiçbir kural tanımadan saldırma hakkını kendinde görüyor. Ve maalesef değer de görüyorlar. Bundan 10 yıl öncesiyle şimdiyi kıyasladığımızda aradaki uçurumu görmek mümkün. Televizyonun, internetin bu kadar yaygın olmaması hasebiyle nasıl diyim daha bi iyiydik sanki be. Evet zaman değişiyor, insanlar değişiyor, nesil değişiyor, fikirler değişiyor ama fıtrat değişmiyor. Zamanın ritmine ayak uydurmak tabi ki güzel ama sordun mu hiç güzel kardeşim bu ritmi kim belirliyor? Neye göre belirliyor?

   Mesela sana deseler ki;

-Eyy Anadolu’mun güzel insanı bize bir kıyafet tasarla dünya giyecek. Ne yaparsın? Kendi örf ve adetlerine, inancına göre tasarlarsın değil mi? Heh onlar da aynen öyle yapıyor. Kendi örflerine ve inançlarına göre tasarlıyor ve sana giydiriyor. Hem parasını hem de kendisini. Yani kültürünü erozyona uğratıyorlar. Bizimkiler de buna çanak tutuyor o ayrı. Biz erkeklerin bi İskoç eteği giymediği kalmıştı o da oldu. PES!

 

                                                                        Hürriyetli adamlar!

Ne diyor üstad Necip Fazıl;

  Şahsiyeti olmayanın hiçbir şeyi yoktur. ( Şahsiyet: 1. Bir ferdin kendine has görü­nüş, duyuş, düşünüş ve davranışlarının tama­mı, şahsî varlık, kişilik, personalite. Şahsiyet, insanın kendi benliğinin farkında olması ve ona bağlı bütün hareketler üzerinde hürriye­te sahip bulunmasıdır-topçu)

Yani; şahsiyet sahibi olmak lazım.

Yani; kendini kaybetmemek, kaybettiysen bulmak lazım.

Yani; diline, dinine, örfüne sahip çıkmak, değerini yitirmesine seyirci kalmamak lazım.

Yani; var mısın izlememeye, izletmemeye??

Bu tarz bizim değil…

.

.

Not; programı bir iki kez izlemişliğim var. Ben onlardan değilim, onlar benden değil..

.

.

Unutmadan; “Sana gelen ilimden sonra gerçekten onların hevalarına uyacak olursan, o zaman muhakkak ki sen, zâlimlerden olursun.” (Bakara-145)

.

.

 

Ve son olarak; ben söyledim, yazdım. Şahid ol Ya Rab!

Yazı oluşturuldu 27

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön