Trabzon’u Bir De Benden Dinleyin

Trabzon

Fatih‘in fethettiği, Yavuz‘un yönettiği, Kanuni‘nin doğduğu;

İklimi sert, erkeği/kadını mert, yüreği dert dolu insanların yaşadığı şehir; Trabzon

Tarihi M.Ö 7. Yüzyıla dayanan, birçok uygarlığı barındırmış doğa harikası

“Trabzon fethedilmeden İstanbul fethedilmiş sayılmaz.” diyen Fatih’in fethiyle İslam’la şereflenerek belki de en büyük eksikliği tamamlayan şehzadeler şehri

Kuzeyde Karadeniz, güneyde Boztepe ile çevrili Trabzon’un isminin nereden geldiği hakkında iki rivayet mevcut. Birincisi Yunanlıların şehre verdiği Trapezus sözcüğünden türediğidir. İkincisi dilden dile dolaşan bir halk efsanesi olup böyle anlatılır;

“Bir zamanlar Trabzon’un bulunduğu yerde küçük, şirin bir kasaba varmış. Bir gün, kasabaya, tozu dumana katarak dörtnala, bir atlı girmiş. Doğruca nalbant dükkânına giderek haykırmış:

 

– Atım terini soğutmadan tiz nallayın! Yoksa hepinizi kılıçtan geçirim.

 

Herkes, süvarinin heybetinden titremeye başlamış. Nalbant hemen dört nal hazırlayıp süvariye uzatmış:

 

– Yiğidim, gör nalları! Beğenirsen çivileyelim, demiş.

 

Süvari nalları şöyle bir yoklamış, avucunda sıkarak iki büklüm edivermiş:

 

– Ben teneke değil, nal isterim! Diye gürlemiş.

 

Nalbant bu defa, halis çelikten dört nal hazırlamış, atını nallamış. Atlı yabancı memnun. Cebinden bir altın çıkararak nalbanta uzatmış.

 

Nalbant, altını parmakları arasında şöyle bir sürtüştürmüş. Paranın bütün yazıları silinmiş. Kendine dikkatle bakan atlıya:

 

– Al bu bozuk altını! Baksana tuğrası bozulmuş, diye uzatmış.

 

Yiğit adam şaşırmış, bir altın daha çıkarmış. Nalbant bir sürtüle, onun da tuğrasını bozmuş. O zaman atlı, karşısındakinin hiç de yabana atılır birisi olmadığını anlamış:

 

– Hey, demiş. Atla atına, düş peşime. Sen bir nalbant dükkânına değil, er meydanına lâyıksın.

 

O günden sonra bu kasabanın adı “Tuğra bozan” olmuş. Ve bu isim, zamanla “Trabzon” biçiminde söylenmiş…”

 

 

1461 yılında Fatih Trabzon’u fethettiğinde ilk olarak bölgedeki Rumların yaklaşık olarak üçte birini dağıtmış ve yerine Niksar, Amasya, Ladik, Çorum, Merzifon, Tokat, Samsun gibi yerlerden Müslümanlar yerleştirmişti. Bölgedeki Rum nüfusun dağılması Fatih Sultan Mehmet’ten sonra da devam etti. Birçoğu İstanbul başta olmak üzere birçok bölgeye dağıldı. Geride kalan Rum aileler hem topraklarını korumak hem de bazı ekonomik sebeplerden ötürü Müslümanlığı seçtiler.

 

Trabzon Osmanlı Devleti için her zaman önemli bir şehir olmuştur. Şehzadeler şehri olarak adlandırılması bu önemi gösteriyor. Nitekim dünyayı tir tir titreten, doğuluların adaletinden ötürü Kanuni Sultan Süleyman dediği, batılıların ise Muhteşem Süleyman olarak adlandırdığı I. Süleyman Trabzon’da doğmuş ve ilk eğitimini Trabzon’da almıştır. Yine sert mizacından dolayı Yavuz olarak anılan Sultan Selim Trabzon’da valilik yapmış, edebiyat, kültür ve bilim alanında kendini burada geliştirmiştir.

 

*Sanma şâhım / herkesi sen / sâdıkâne / yâr olur

 Herkesi sen / dost mu sandın / belki ol / ağyâr olur

 Sâdıkâne / belki ol / bu âlemde / dildâr olur

 Yâr olur / ağyâr olur / dildâr olur / serdâr olur

 

Yavuz Sultan Selim Han şiirlerinden bir örnek*

 

20 yy. ortalarına kadar entelektüel birikimini ve önemini koruyan Trabzon, bu tarihten itibaren devletteki çöküş ve sıkıntılı dönemden nasibini almıştır. Öyle bir Trabzon düşünün ki, 1840’lı yıllarda Marsilya ile arasında direkt gemi seferleri  ve ABD’nin, İngiltere’nin, Fransa’nın, İtalya’nın başkonsoloslukları bulunmaktaydı. Cumhuriyetin ilk yıllarında bu kentte çıkan süreli yayınların sayısı 57 idi (Bu sayı Rize’de 1, Gümüşhane’de 1, Giresun’da 14, Ordu’da 11, Samsun’da 17’dir). Yine aynı yıllarda Trabzon’da opera, tiyatro binaları bulunmakta, sinemalarda sessiz filmler ve Kurtuluş Savaşı belgeselleri gösterilmekte, ana meydandaki restoranlarda piyano resitalleri verilmekteydi…

 

Trabzon günümüzde doğal güzellikleri, birbirinden lezzetli yemekleri, aykırı tipte insanları ve koca bir şehrin tek aşkı Trabzonspor ile anılmaktadır. Öyle ki Trabzonlular için birinci sırada İslamiyet, ikinci sırada Trabzonspor vardır.

 

Bölgenin başlıca geçim kaynakları;

Tarım: Fındık, Çay, Mısır, kivi.

Turizm: Sümela Manastırı, Uzungöl, Atatürk Köşkü, Yaylalar.

Balıkçılık: Karadeniz balık yönünden oldukça zengindir. Hamsinin yöre insanı için özel bir yeri vardır.

 

Evliya Çelebi ( (1611-1682) Evliya Çelebi Türk edebiyatında en büyük seyahatnameyi yazmış, seyyah, memur ve asker.)  Seyahatnamesinden Trabzon ;

 

“Trabzonlular

 

Beşinci iklimde olmakla suyunun ve havasının güzelliğinden halkı zevk ehli, gezip tozmaya, yiyip içmeye meyyal, gamsız ve kayıtsız zarif ve âşık kimselerdir. Yüzlerinin rengi kırmızıdır. Kadınları Gürcü, Çerkez güzelleri olmakla sanki her biri birer ay parçasıdır. Bu şehrin halkı eskiden beri yedi kısımdır:

Bir kısmı ileri gelenler ve kibar beylerle bey oğullarıdır ki samur kürklerle gösterişli elbiseler giyerler.

Bir kısmı bilginlerle takva sahipleri ve hal sahibi kimselerdir. Bilginler kılığındaki hususi elbiselerini giyerler, saygı görürler.

Üçüncüsü tüccarlardır ki Azak, Kazak, Mergil, Çerkezistan ve Kırım’a gidip ticaret ederler. Çuka ferace ve kontoş, dolma yelek giyerler.( Kontoş: dar kollu üstlük elbise, dolma: iki katlı kumaşın arası yünle veya pamukla doldurulmuş giyim.)

Dördüncüsü sanayi ehlidir ki hepsi çuka ferace ve boğası hilat giyerler. (Boğas: bir nevi astarlık ince bez.)

Beşincisi Karadeniz gemicileridir ki elbiseleri kendilerine mahsus demirkoparan şalvar, çuka, dolma giyip sarık sararak denizdeki ticaretten kazanç sağlarlar.

Altıncısı bahçıvanlardır. Zira bu şehrin Boztepe bağları umumiyetle bağdır ki hepsi sicilde kayıtlı olduğu üzere 31.000 kadar bağ bahçedir.

Yedincisi balık avcılarıdır. Çünkü Trabzonlular balığı pek severler.

Yiyeceklerinden yemişleri, hele kiraz, lahıcan armudu, bey armudu, mülki üzümü, Frenk üzümü gayet nefis olur. Badılcan inciri derler bir nevi inciri vardır. Limonu, turuncu, narı, zeytini her tarafta meşhurdur. Yedi türlü zeytini olur. Trabzon zeytininin bir nevi ufağı vardır ki ham iken yenir. Siyah kiraza benzer, buralara mahsustur.”

 

 

Trabzon deyip de Temel’den bahsetmemek olmaz değil mi?

Karadeniz insanının zekâsını, hazırcevaplığını, saflığı, olaylara kendine has çözümleri ve alışılmadık bakış açısıyla Karadeniz, özelde Trabzon insanının en önemli kültürel motiflerinden biri olmuştur. Temel denilince hemen hemen herkesin zihninde uzun burunlu, uzun bereli bir insan canlanır. Uzun burun demişken Temel’e sormuşlar:

Siz Trabzonlular neden bıyık bırakır? Diye. O da demiş ki: Bizde önemli şeylerin alti çizilur… J

 

Maalesef ülkemizde genel yaygın ve yanlış bir kanaate göre tüm Trabzonlular Laz olarak nitelendirilmektedir. Fakat bu kanaat yaygın olduğu kadar yanlıştır da. Çünkü yukarıda belirtildiği gibi iskân politikası icabıyla Trabzon’a çevre illerden yerleşimler olmuştur. Oğuzların Çepni boyu bu bölgeye yerleşmiştir. Yani Trabzonlular Türk oğlu Türk’tür…

 

Bir de ülkemize armağan ettikleri güzel türküleri vardır. Karadenizli olsun olmasın her insanın dilinde olan, söylemekten de dinlemekten de zevk aldığı türküler…

 

Ben seni sevduğumi,

Dünyalara bildurdum,

Endurdun kaşlaruni,

Babanı mi eldurdum?… Bilmeyenimiz yoktur herhalde.

 

Yazımıza Mehmet Şamil ‘in Trabzon Şehrengizi adlı şiirinin bir bölümüyle son verelim;

ipekten yolumuzun sırrına kanmışım ben

sokak uzun göl uzun burun uzun kum uzun

gözü karadır her dem delikanlı ruhumun

gökkuşağından âzad renklerin istifinde

deniz kara yel kara yemiş kara çay kara

 

 

Kırk Hikaye Bir Efsane Anadolu Kitabından…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir